TARAFINDAN: ALI YILDIRIM
Alevilere yönelik katliam politikası Kanuni ve sonrasında da bütün hızıyla –tabi Osmanlının gücü varsa- devam etmiştir. Osmanlı iktidar çevreleri ısrarla “Alevilerin İslamiyetten saptıklarını� söyleyerek bu gerekçeyle katllerinin vacip olacağı sonucuna varmışlardır.
Osmanlıdan günümüze: Alevilerin yazgısı
Â
Â
Ali Yıldırım
Â
Â
insanlara karşı tutumunda kendisini iktidara taşıyan sürecin önemli payı da unutulmamalıdır. Yavuz Selim 1514 Çaldıran Savaşı öncesinde kelimenin gerçek anlamıyla 7’den 70’e onbinlerce insanın salt Alevi oldukları gerekçesiyle katledilmesi yönünde buyruklar vermiştir. Resmi tarihler bu sayının 40 bin ila 90 bin arasında olduğunu kaydetmektedirler.
Â
Alevilere yönelik katliam politikası Kanuni ve sonrasında da bütün hızıyla –tabi Osmanlının gücü varsa- devam etmiştir. Osmanlı iktidar çevreleri ısrarla “Alevilerin İslamiyetten saptıklarını� söyleyerek bu gerekçeyle katllerinin vacip olacağı sonucuna varmışlardır. Onlara göre Aleviler yani tarihteki adıyla Kızılbaşlar-Rafiziler cem yapmakta, semah dönmekte, kadınlı erkekli bir arada bulunmakta, deyişler söylemekte, bağlama çalmaktadırlar. Tüm bunların İslamiyet ile bağdaşması mümkün değildir. Camiye gitmeyen, namaz kılmayan, Ramazan’da oruç tutmayan bu insanların İslamiyetle bir ilişkisi kalmamıştır. Osmanlının katliam politikalarının zaman zaman “ikna� politikalarıyla de desteklendiği görülür. Katletmekle Alevilerin kökünü kurutamadığının farkına varan Osmanlı Alevileri Alevi olmaktan çıkararak Alevi sorununu çözmenin daha kolay olacağının farkına varmıştır. Bu tutumun adı asimilasyondur.
Â
Anadolu nüfusunun 1500’lerin başında büyük oranda sünni olmayan insanlardan oluştuğu birçok belgede kaydedilmektedir. Osmanlı Şeriatı ancak bazı büyük ve merkezi Osmanlı kentlerinde kendisini var edebilmiştir. Bunun dışında Anadolu kırında şeriatın izine dahi rastlanmaz. Bu durum göz önüne alındığında Osmanlı’nın asimilasyon politikasında oldukça başarılı olduğu söylenebilir. Osmanlı şeriatı kılıçla, katliamla yapamadığını “ikna� yoluyla başarmıştır. 16.yüzyılın başında 10 milyonluk Anadolu nüfusunun 8 milyondan fazlası şeriat dışı inanç sahiplerinden oluşurken 20.yüzyılın başında bu oran tam tersine dönmüştür. Osmanlı padişahlarına akıl veren şeriat alimleri kılıçla insanları yola getirmenin imkansızlığını fark eder etmez ikna yolu ve bunun araçlarını gündeme getirmişlerdir.
Â
17.yüzyılın başında padişaha sunulan bir fetvada / raporda Alevilerin nasıl asimile edileceği açıklanır. Buna göre:
Â
1.Alevi köylerine acilen camiler yapılmalıdır.
Â
2.Şeriat konusunda bilgili, azimli hocalar bu köylere tayin edilmelidir.
Â
3.Bu köylerde şeriatı öğretecek mektepler açılmalıdır.
Â
Bu gösterilen asimilasyon edimleri / talimatları son derece dikkat çekicidir.
Â
Çünkü burada asimilasyon için önerilen yöntemler birkaç yüzyıl arayla yeniden yeniden gündeme gelmiştir.
Â
Günümüzde de bu yöntemin aynı şekilde sürdürülüyor olması Osmanlı anlayışından esaslı bir kopuş olmadığı tam tersine sözkonusu olan Aleviler olduğu zaman aynı yaklaşımın varlığını sürdürdüğüdür. 12 Eylül dönemi bunun tipik bir gerçekleşme zamanıdır. Bu dönemde Osmanlı kafası yeniden işlemeye başlamıştır. Alevi köylerine zorla cami yapılması, bu camilere sünni hocaların tayin edilmesi, köylülerin namaz kılmaya zorlanması, alevi çocuklarını da içeren zorunlu din dersi uygulaması adeta yüzyıllar öncesini yeniden hortlatmıştır.
Â
ABDÜLHAMİT’İN İSTEĞİ
Â
Aşağıya alınan Ankara Valisinin raporu da bu konuda son derece dikkat çekicidir. 1893 tarihli bu raporda da önce Alevilerin sapkınlıkları ortaya konulmakta ve ardından da bunların hakkından nasıl gelineceği ele alınmaktadır. Rapor Ankara Valisi Menduh Paşa tarafından padişah II.Abdülhamit’e(saltanatı 1876-1909) sunulmuştur. Baskıcı yöntemlerle ancak saltanatını koruyabilen II.Abdülhamit Anadolu’da yaşayan tarikatler hakkında valilerden bilgi ve rapor istemiştir. İşte Menduh Paşa raporunu bu isteğin karşılanması amacıyla hazırlamıştır.
Â
MENDUH PAÅžA RAPORU
Â
"Saadetlü Efendim Hazretleri, Evvelce de arzolunduğu üzere vilayetin bazı cihetlerinde ve bittahsis Yozgat ve Kırşehir sancakları dahilinde epeyce zamandan beri duçar oldukları zulmat(karanlık), cehil ve nadani(bilmezli, kabalık, terbiyesi kıt) ve girvei dalalete saparak envai akaidi batıle ile İslamiyetten kulliyen tecerrüd(soyulma, ayrılma, soyutlanma) etmiş ve yalnız namlarından başka bunların ansuru İslamdan olduklarına dalalet edebilecek hiç bir eser kalmamış olan nüfusu kesire(çok, yoğun) ki, Anadoluca Sürhi ser-Kızılbaş namile yad edilenlerdir. Bu taifenin tashihi akaidi muzırraları zımmında lazım gelen tedabir 15 Şubat 1309(1891) tarihli arizai çakerdanemle Pişikahı samii sadaretpenahiye arzolunmuş olduğu gibi buraca o misillü karyelerde birer camii şerif, birer mektep tesis ve inşaası ve ehli sünnetten imamlar tayini ile, itikadatı muzirrieden bihideyetilu teala kendularının istihlası zımnında bazı tedabire teşebbüse ibditar olunmuş, sayei kader nevanei hazreti hilafet penahilere kariben semeratı hasane husul bulmuştur. Bunların ahval ve harekatına ve itikadatı batılalarına dair bir hayli zaman tahkikat icrasile iştigal etmiş olan Yozgad'ın en kadim hanedanından Abdülmecid zade Osman Bey tarafından ita olunan layihanın sureti mahrecesi leffen takdim kılındı. Şu fırkai dalle yalnız Ankara Vilayetinde olmayıp Sivas Vilayetinde yüz binden ziyade bulunduğu ve Sivas'tan ileri ta hududu İraniyeye müntehi oluncaya kadar müteselsilen bir çok karyeler ahalisi bunların mezhep ve itikatları olduğu muhakkak idüğünden Anadolu kıtasının vasatında batıl ve gafil ve cahil böyle nüfusu kesirenin kendi hallerine metruk olmaları her zaman korkunç neticeler iras edecektir. Onlara İrandan Ahundlar gelmiş olsa elan Kızılbaş Aleviler onların yoluna meylan gösterir oldukları cihetle mezheb Şia yakın zamanda intişar ederek milyonlarca nüfusu İslamiye İranlılara temayül ile bilahare siyasi bir mesele ihdas edebileceğini ve binaenaleyh bu babda gayet esaslı bir tedbiri acil ittihazı lüzumu sadakat hasebile şimdiden cürt eyledim. Olbabda emir ve irade Hazreti mellehülemrindir.
Â
16 Åževval 1311- 10 Nisan 1310
Â
Yozgat Ankara Valisi Mehmet Menduh"Osmanlı Devletinin Alevilere yönelik politikaları katliam, imha, sindirme ve asimile etme olarak özetlenebilir. Özellikle II.Beyazıt sonrası Alevilerin yaşadıkları büyük bir trajedidir. Babası II.Beyazıt’a karşı bir Yeniçeri darbesiyle iktidara gelen ve ardından babasını zehirleterek öldürten Yavuz Selim Osmanlı ulemasının da yönlendirmesiyle saltanatının ilk gününden itibaren geniş Anadolu köylüleri, Türkmenler, Aleviler üzerinde yoğun bir terör politikası yürürlüğe koymuştur. Yavuz’un Anadolu’nun gerçek sahibi olan bu
Â
BİR YAMAN RAPOR
Â
Rapor birkaç açıdan dikkate değer. Birincisi Alevi nüfusun yoğunluğunu teyid etmiş olması nedeniyle önemlidir. Aleviler Anadolu’da bir nüfusu kesiredir. Yani Anadoluda yoğun bir Alevi nüfus bulunmaktadır. Rapora göre Aleviler“yalnız Ankara Vilayetinde olmayıp Sivas Vilayetinde yüz binden ziyade bulunmakta� dır. Ve yine rapor “Sivas'tan ileri ta hududu İraniyeye müntehi oluncaya kadar müteselsilen bir çok karyeler ahalisi bunların mezhep ve itikatları olduğunu� belirtmektedir. İkincisi Yavuz Selim’in Alevilere yönelik katliamının üzerinden 400 yıl geçmiş olmasına rağmen Osmanlının Alevilere bakışı konusunda değişen bir şey sözkonusu değildir. Bu yerleşik Osmanlı anlayışına göre Alevilerin; “duçar oldukları zulmat(karanlık), cehil ve nadani(bilmezli, kabalık, terbiyesi kıt)� saymakla bitmez. Ve bunlar “girvei dalalete saparak envai akaidi batıle� yönelen bir taifedir. Rapora göre Alevilerin adından başka İslamiyetle herhangi bir ilişkileri bulunmamaktadır. Kuşkusuz Osmanlıya göre bu taifenin yola getirilmesi, düzeltilmesi gerekir: Çünkü onlara göre Alevilerin salt varlığı dahi tehlikelidir! � Anadolu kıtasının vasatında batıl ve gafil ve cahil böyle nüfusu kesirenin kendi hallerine metruk olmaları her zaman korkunç neticeler iras edecektir.� Elbette Osmanlı bu korkunç sonucu izin vermeyecek ve gereken tedbirleri alacaktır. Raporda Ankara Valisi Menduh Paşa “bu taifenin tashihi akaidi muzırraları zımmında lazım gelen tedabir�lerin neler olduğunu daha önce padişaha bildirdiğini yazmaktadır. Padişaha sunulan Alevileri yola getirecek ve zararlı yollarından onları uzaklaştıracak önlemlerin neler olduğu raporda da ifade edilmektedir. Bu tedbirler Aleviler için hiçte yeni değildir. Aleviler bu tedbirlere hiçte yabancı değildirler. Raporu düzenleyen Menduh Paşa 17.yüzyılın başında şeyhülislamca verilen fetvanın unsurlarını yinelemekt edir. Aleviler nasıl yola getirilecektir. Kolay: “Buraca o misillü karyelerde birer camii şerif, birer mektep tesis ve inşaası ve ehli sünnetten imamlar tayini ile.� II.Abdülhamit’in Menduh Paşası ile 12 Eylülün Evren Paşası aynı tabloda, Alevileri yola getirmede aynı “tedbirlerde� buluşmaktadırlar! Alevilerin yazgısı! Alevileri Alevi olmaktan çıkarmak için ne çok uğraşanlar var. İçten ve dıştan. Ama ne güzel ki çağdaş hazır paşalar, çağdaş osmanlılar varsa Pir Sultan Abdallar da var! Hızır yardımcımız ola!
Â