TARAFINDAN: L.DOĞAN TILIÇ
Dün TRT çalışanları TBMM önündeydiler. Toz duman ortamda TRT yasa tasarısının da Meclis’ten geçirilivermesine izin vermemek için. “TRT halkındır, yok edilemez” diyerek hepimizin dikkatini çekmeye çalıştılar.
35 yıl sonra ilk kez gördüğüm ortaokul arkadaşım; insan beyniyle, fizikle, farklı bilim alanlarıyla ilgilenen bir bilim insanı, onca yıl sonraki sohbetimizde, pozitif bilimler alanından hareketle, “Önemli olan soru sormaktır. Problemi tanımlamaktır. Soru sorabilmek, insanın neredeyse tanrısallaştığı bir yaratıcılığa işaret eder. Cevap çoktur, kolaydır. Biz soru soramıyor, hazır cevaplarımıza sorular, problemler uyduruyoruz” dedi.
Gazetecilik ve sosyal bilimler alanına ilişkin sık tekrarladığım bu görüşe, pozitif bilim alanından gelen desteği tuttum. Gerçekten olup bitenlere ilişkin hazır yanıtlarımız var hepimizin. Ancak, en basit soruları bile sorabilme yeteneğimizi yitirdik. Oysa, “Kral çıplak” diyebilmek, kralı çırılçıplak görebilmek için aklı eğilip bükülmemiş bir çocuk olabilmek gerekiyor.
Türkiye tehlikeli sulara açıldı, pupa yelken gidiyor. İş çevreleri endişe içinde “sağduyu çağrıları” yapıyor. İktidar kapışmasının doğurduğu “dehşet dengesi”nin nereye varacağını kestirmek zor. Uzlaşma çağrıları bu yüzden.
Uzlaşma; Ayışığı, Sarıkız, Şemdinli, gecekondulara depolanıp Cumhuriyet’e atılan ordu malı bombalar, Danıştay saldırısı, Hrant’ı katleden kurşunun ardındaki resmi izler ve şimdi de Ergenekon adını alan Susurluk’un üzerine gidilmemesi üzerinde mi olacak? Uzlaşma; bürokrasiyi, sağlığı, eğitimi, polisi, yargıyı hep kendi rengine boyamaya çalışan yeşil neoliberal iktidarın, sendika, dernek, emek örgütlenmesine dair ne varsa kapatılmasına evet derken kendi kapatılmasına karşı çıkışına, kapsamlı anayasa paketi yerine kendine yontan minik restorasyonlarına göz yummakla mı olacak?
Ne yazık ki, bu çatışmada taraf olmayanların, güçlü bir alternatif olamadıkça, çatışmadan bir yarar sağlaması da mümkün değil. Bugünkü düzeyiyle bile, mevcut çatışmanın Van’ın, Yüksekova’nın sokaklarında ne sonuçlara yol açtığını görmek, olabilecekleri öngörmek için yeter sanırım. Şimdi, ne kadar zor görünse de, memleketin hayrına olan, bu iki ucu da belalı çatışmanın tarafları dışında bir tarafı geliştirip güçlendirmek, buna hizmet edecek sorular sorabilmektir.
Bu gerilim ve dehşet dengesi ortamında birer ikişer kaybediliyor, kazanılmış ne varsa. Nevruz gösterilerinde dökülen kan başka bir ülkede olsa, bırakın bakanları, hükümetler giderdi, ama biz duymadık bile. Çatışmanın tarafları yanında saf tutmuş medya da, çatışmanın tarafları ile birlikte sipere yatmış karşı tarafı bombalıyor. Önemli sorular sorulamıyor bir türlü.
Dün TRT çalışanları TBMM önündeydiler. Toz duman ortamda TRT yasa tasarısının da Meclis’ten geçirilivermesine izin vermemek için. “TRT halkındır, yok edilemez” diyerek hepimizin dikkatini çekmeye çalıştılar. Hepimizi, www.trthepimizin.org adresini ziyaret edip, kamu hizmeti anlayışıyla çalışsın diye kendi paralarımızla finanse ettiğimiz TRT’nin ticari bir işletmeye dönüşmesine karşı çıkmaya çağırdılar.
Onlara kulak verince, TRT’nin ne olduğunu bir kez daha göz önüne getirebiliyorsunuz: “TRT, yolcuya yoldaş, gurbetçiye kardeş, esnafa arkadaş, ev kadınına sırdaştır… TRT, Türkiye'nin şarkısıdır, türküsüdür; neşesidir, hüznüdür... Nineyle torunu, Edirne'yle Ardahan'ı, dün ile bugünü, bugün ile yarını bağlayan köprüdür… TRT, Arkası Yarındır, Radyo Tiyatrosudur, Çocuk Saatidir, Halk Ozanlarıdır, Halk Hikâyeleridir... TRT, yurttan seslerdir, beraber ve solo şarkılardır, çoksesli müziktir, hafif müzik ve cazdır... TRT, Gezelim Görelimdir, Haber Anadolu'dur, ‘Şimdi haberler’dir...”
TRT iktidarların borazanı haline getirilmiştir, aynı zamanda. Ve biz bir türlü sormayız; parasını kendi cebimizden verdiğimiz, hepimizin sesi olması gereken bir araç neden bizim kontrolümüzde değildir? Neden yönetiminde halkın olduğu, iktidar çatışmalarını muktedirlerin gözüyle değil kamu yararını temel alarak yansıtan bir kanala dönüştüremeyiz? Ve eğer, tasarı yasalaşır ve TRT yok edilirse, dönüştürmek için çaba sarf etmemiz gereken bir kurumu tamamen yitirmiş olmayacak mıyız? Zor olan soru sormak, gerçekten!