Abdal Musa oldum geldim cihana
Arif anlar bizi nice soydanuz.
Bizim meftunumuz ma’rifet söyler
Biz Horasan mülkündeki boydanuz
Yedi tamu bize nevbahar oldu
Sekiz uçmak içindeki köydenüz
Tur’da Musa durup münacat eyler
Neslimizi sorar isen Hoy’danuz
Abdal Musa oldum geldim cihana
Arif anlar bizi nice soydanuz.
Nesli Azerbaycan’ın Hoy bölgesinden gelen Abdal Musa’nın ailesi, akrabaları olan Hacı Bektaş Veli ile birlikte, Horasan’dan Anadolu’ya gelenler arasındadır. Abdal Musa, Hacı Bektaş Veli’nin varını yoğunu emanet ettiği Kadıncık Ana’nın muhibbidir.
Hacı Bektaş Veli’nin hakka yürümesinden sonra Kadıncık Ana ile birlikte öğretinin kurumlaşmasına çalışan Abdal Musa’nın Hacı Bektaş Veli Dergahı’nı kurduğuna inanılır. Pir Evi’ndeki oniki posttan onbirincisi olan “ayakçı postu”nun da sahibi olan Abdal Musa, Orhan Bey zamanında Bursa ve Aydın yörelerinde yaşadıktan sonra Akdeniz bölgesine gider. Alevi Türkmenlerin yoğun olduğu Elmalı yakınlarındaki Tekke köyüne yerleşen Abdal Musa, burada kendi Dergahını kurar. Onüçüncü yüzyılın sonları ile ondördüncü yüzyılın ilk yarısında yaşayan Abdal Musa’nın Dergahı, yüzlerce ocak ve tekkenin bağlı olduğu bir merkez haline gelir.
Abdal Musa Dergahının güçlü bir merkez olma özelliğini kazanmasında, Anadolu alevilerinin, Hacı Bektaş Veli’den sonra pir olarak Abdal Musa’yı kabul etmeleri önemli bir yer tutar. Her yıl büyük bir coşku ile kutlanan Abdal Musa Törenleri, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden gelen binlerce insanı buluşturmaya ve geleneği yaşatmaya devam ediyor. Abdal Musa dergahında yetişenler içinde, Kaygusuz Abdal’ın çok önemli bir yeri vardır. Deyişleri ile yüzyıllardır adını gönüllere yazdıran Kaygusuz Abdal, ayrı kaldığı piri Abdal Musa için şöyle der:
“Benim bir isteğim vardır Kerim’den
Münkir bilmez evliyanın sırrından
Kaygusuzam ayrı düştüm pirimden
Erler gelir şahım Abdal Musa’ya”
Abdal Musa’nın etkisi öğrencisi Kaygusuz Abdal aracılığıyla Mısır’a kadar uzanır. Abdal Musa ve öğrencileri Balkanlar’da, Girit ve Rodos adalarında da öğretiyi yaygınlaştırırlar. Abdal Musa ve öğrencileri, Hacı Bektaş Veli’den devraldığı çerağın aydınlığını Anadolu ve Balkanlar’a yaymaya çalışırken, Osmanlı devleti de sınırlarını genişletmeye ve güçlenmeye devam eder.
Genişleyen sınırlar, doğudan ve batıdan gelen tehditlerle birleşince, Osmanlı yönetimi başta ordu sistemi olmak üzere pek çok alanda yeniden yapılanma içine girer. Bu süreç içinde, Yeniçeri ordusu kurulur. Yeniçeri Ordusu’nun Hacı Bektaş Veli öğretisinin manevi niteliklerini taşıması istenmiş ve bunun için de dönemin postnişini tarafından Hacı Bektaş Veli adına kutsanmış ve eğitilmişlerdir. Yeniçeri Ocağı’nın piri Hacı Bektaş Veli olarak kabul edilir ve Yeniçeri gülbanklarında ifadesini bulur:
“…. Oniki imam, oniki tarik
Cümlesin dedik beli,
Yediler, kırklar
Nur-I nebi Kerem-I Ali
Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-I Veli…”
Yeniçeri Ocağı’nın 94. Ortası’nda “vekil postu” denilen bir mürşit makamı vardı. Karaağaç ve dolaylarını korumakla görevli bu Orta’ya Karaağaç Dergahı da denirdi. İstanbul Bektaşi Dergahlarının babaları içinde en yaşlı olanı, Karaağaç Dergahı’ndaki vekil postuna oturur ve “Hacı Bektaş Vekili” ünvanını alırdı. Hacı Bektaş Veli öğretisinin aydınlık ve hoşgörülü ilkeleri ile eğitilen Yeniçeri Ordusu, Osmanlı sınırlarının Macaristan’a kadar ulaşmasında önemli bir rol üstlenir. Yeniçerilerin bu özelliği ile Rumeli erenlerinin hoşgörülü yaklaşımları birleşince, bu yeni topraklardaki hristiyan topluluklar arasında bektaşilik ve dolayısıyla müslümanlık hızla yayılır. Bu süreçte Yeniçeri ordu yapısı içinde önemli yeri olan Devşirme sistemi de hızlandırıcı bir rol üstlenir.
Yeniçeri Ocağının resmi kurucusu Murat Hüdavendigar, bu orduyla çıktığı seferlerden zaferlerle döner. Devletin sınırları batıda Kosova’ya kadar uzanır. Murat Hüdavendigar bir Sırp askeri tarafından şehit edilse de, Osmanlı orduları Kosova’da Sırbistan Krallığını yenerek Macaristan sınırlarına dayanır. Doğduğu topraklardan binlerce kilometre uzaklıktaki bu türbede yatan Murat Hüdavendigar’ın hatırası hala yaşatılmaya çalışılıyor. Murat Hüdavendigar’I Kosova’da bırakan Yeniçeri ordusu Yıldırım Beyazıt döneminde de ilerleyişini sürdürür. Osmanlı Devleti’nin gelişme sürecinde, Osmanlı beyleri ile Horasan erenleri arasında çok yakın bir ilişki kurulur. Abdal Musa gibi, Azerbaycan’ın Hoy şehrinden olan Geyikli Baba, Horasan Erenlerindendir. Dağlarda geyiklerle konuştuğuna ve onlarla birlikte yaşadığına inanıldığı için Geyikli Baba diye anılır. Söylenceye göre, Bursa’nın fethine geyik sürüleri ile katılır. Orhan Bey, Bursa’nın fethinden sonra Geyikli Baba ile tanışır ve kendisine yurtluk verir. Ölümünden sonra da Geyikli Baba’nın türbesini ve tekkesini yaptırır.
Yıldırım Beyazıt ile Emir Sultan arasında da benzer bir ilişki vardır. Horasan Erenlerinden olan Emir Sultan, Bursa’ya yerleşir. Beyazıt kendisine gönül verir ve yoldaş olurlar. Yıldırım Beyazıt’a “yıldırım” lakabının Emir Sultan tarafından verildiğine inanılır. Beyazıt’ın kızı Hundi Hatun’la evlenen Emir Sultan’ın Bursa’daki görkemli türbesi, günümüzde de önemli ziyaret yeridir.
Erenler yatağı Bursa, Hacı Bektaş Veli öğretisinin yayıldığı önemli merkezlerden bir tanesi iken, zaman içinde bu özelliğini kaybeder. Çünkü siyasal gelişmelerle birlikte, başka merkezler ortaya çıkar.
Bu merkezlerden bir tanesi de İstanbul olur. Dört ana dergaha sonradan eklenen İstanbul Şahkulu Sultan Dergahı günümüzde de faal olan bir merkez. Bugün Göztepe Merdivenköy’de yer alan dergah, önce bir ahi zaviyesi olarak faaliyet gösterir. Ancak, II. Beyazıt’tan itibaren Bektaşi dergahına dönüşür. Böylece İstanbul’da açılan ilk Bektaşi Dergahı olma özelliği kazanır. Dergaha adını veren Şahkulu Sultan’ın asıl adının, Şah Kulu Şuca Baba olduğu ileri sürülür. Kendisinin ondördüncü yüzyılda yaşadığı ve Orhan Bey ile birlikte Maltepe Savaşı’na katıldığı da iddia edilir. Anadolu’nun gözcülerinden bir diğeri, Karaca Ahmet Sultan’dır. Velayetname’ye göre, Hacı Bektaş Veli “elliyedi bin Rum eri ile”sohbetteyken, Karaca Ahmet gözcülük görevini üstlenir. Daha sonra da kendisine, Kadıköy-Üsküdar havalisi yurt olarak verilir. Sağlığında şifa dağıtması ile ün yapan Karaca Ahmet’in Tekkesi, ruh ve sinir hastalıklarının tedavi edildiği bir merkez olma özelliği de taşır.
Karaca Ahmet’e duyulan saygının ve bağlılığın bir göstergesi olarak, değişik bölgelerde Karaca Ahmet’in makam türbesi bulunur. Bu makam türbeleri bile şifa arayanların uğrak yerlerinden olur. Anadolu’nun gözcüleri ile Rumeli’nin gözcüleri arasında sürekli bir ilişki kurulur. Bu ilişki nedeniyledir ki, Osmanlı Devleti’nin gelişen sınırları içinde, en uzak köşelere kadar ulaşan erenler, her yerde aynı çerağı uyandırır. Eskişehir’deki horasan erenlerinden Sultan Şücaettin Veli, Bulgaristan’ın Hasköy’ündeki Otman Baba ile müsahiptir. Yani yol kardeşidir.
Otman Baba’nın ve dolayısıyla onun halifeleri olan Akyazılı Sultan ve Demir Baba’nın yolundan gidenler için Sultan Şücaettin Veli’nin ayrı bir önemi vardır. Bu nedenle, her yıl düzenlenen Şücaettin Veli törenlerine Bulgaristan’dan katılanlar da olur. Şücaetten Veli yolundan giden Hasan Dede’ye bağlı Kırıkkale’deki ocaklara mensup olanlar için de, Otman Baba ayrı bir önem taşır. Çünkü pirleri Şücaettin Veli’nin yol kardeşidir Otman Baba. Değişik coğrafyalarda yaşayan toplulukların kültür ve inanç dünyasındaki birliğin inşasında yol kardeşliği, musahiplik önemli bir yer tutar. Kültür ve inanç birliğinin sağlanmasında, yalnızca yol kardeşliği değil, hoca-öğrenci ilişkisi içinde “el almak” uygulaması da etkilidir. Hacı Bektaş Veli’nin “birlik, dirlik, irilik” ilkesi, yine onun “el ele el Hakk’a” yöntemiyle, güneyde Kahire’ye, Kuzey’de Kırım’a, Batı’da Budapeşte’ye kadar uzanan geniş coğrafyada hayata geçirilir. Üç kıtada tamamiyle sözlü bir gelenek olarak yaşatılan öğretinin, artık kurumlaşmaya ihtiyacı vardır. Bunu yapacak yer de, çerağın uyandığı merkez, Hacı Bektaş Pir Evi olacaktır.